SON DAKİKA

Diyarbakır Haberleri ve Bölgeden Son Dakika

Erdoğan’dan dönüş yolunda önemli açıklamalar

Çok önemli Suudi Arabistan ziyareti dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan’dan dönüş yolunda önemli açıklamalar
Bu haber 03 Ocak 2016 - 16:25 'de eklendi ve 95 kez görüntülendi.

Suudi Arabistan‘a resmi ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dönüş yolunda aralarında Haber7.com Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Erdoğan’ın da olduğu gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan birbirinden önemli konulara ilişkin yaptığı açıklamalar;

Salı günü başlayan Suudi Arabistan ziyaretimiz, gerçekten gerek ikili, gerek heyetler arası yaptığımız görüşmelerle gayet verimli bir şekilde cereyan etti. Umremizle bir manevi hazzı tatmak suretiyle sürdürdüğümüz ziyaretin Medine ayağında çok sevdiğimiz kardeşim Hasan Karakaya’yı kaybetmenin hüznü içerisindeyim. Allah rahmet eylesin. Rabbim cennetiyle cemaliyle müşerref kılsın. Tabi, kader planında ne varsa o olacak. Bunun değişmesi mümkün değil. Kendisinin bu umre ve Ravza’daki ziyaret neticesinde inşallah pirupak biçimde Rabbimin huzuruna yürümüş olduğuna inanıyorum. Rabbim ailesine, Akit ailesine, basın dünyamıza sabırlar versin. İnşallah yarın Fatih Camii’nde cenaze namazını kılmak suretiyle ardından Edirnekapı Şehitliği’ne defnedeceğiz.

– Suudi Arabistan ziyaretinde ikili ilişkilerimiz açısından en önemli gelişme, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulmasına karar verilmiş olmasıdır. Konuya ilişkin açıklama, biliyorsunuz, Riyad’da bulunduğumuz sırada, her iki ülkenin dışişleri bakanları tarafından yapıldı. Ben bunun, Türkiye-Suudi Arabistan arasında “zirve” diyeceğimiz en önemli adım olduğunu düşünüyorum. Alınan bu kararın altını, önümüzdeki süreçte bakanlarımız, ilgili bakanlar inşallah gayet başarılı bir şekilde dolduracaklardır. Bu mekanizmanın, Suudi Arabistan-Türkiye arasında her türlü, askeri, siyasi, ticari, kültürel, yani tüm bu alanlarda işbirliğimizi geliştirmek suretiyle, her iki ülkeye de, kazan-kazan esasına göre çok şeyler kazandıracağına inanıyorum. Riyad’ta Kral Selman bin Abdülaziz’le biraraya gelmemizin ardından, gerek Veliaht Prens Muhammed Bin Naif, gerekse Veliaht Vekili Muhammed bin Selman’la yaptığımız görüşmelerde de bunları ele alma imkanımız oldu. En önemli adım ticaret, bir diğer önemli adım savunma sanayi… Bu konuyla ilgili bizim bazı şirketlerimiz zaten Suudi Arabistan’a yerleşmiş durumda. Tabi, karşılıklı yatırımları artırmak, şu anda Suudi Arabistan’ın bizdeki yatırımları 2 milyar dolar civarında. Türk firmalarının da Suudi Arabistan’daki yatırımlarının artırılması noktasında çok ciddi adımları inşallah atacağız. Tabi enerji ve güvenlik alanlarındaki işbirliğimiz büyük önem arzediyor. Suudi Arabistan’dan petrol noktasında ciddi bir işbirliğine gidebiliriz. Aynı şekilde Katar’dan da LNG noktasında işbirliğimizi daha da geliştirebilir, artırabiliriz.

– Bir diğer konu da, terörle mücadelede bir işbirliği adımının şu anda atılıyor olması. İslam İttifakı adlı bu girişimin ön görüşmeleri Riyad’da yapıldı. Bunun devamı noktasındaki çalışmalar da devam ediyor. Yani, İslam dünyasındaki ülkelerin bu işbirliği içerisinde yer alması büyük önem arz ediyor. Böyle bir ittifakın oluşması, inanıyorum ki geleceğe yönelik kararları almada bu çok daha sağlıklı neticeler doğuracaktır. Ben ittifakın isabetli kararlar alacağı düşüncesindeyim. Yeter ki, çalışmalar karşılıklı güven esasına dayalı olarak yürütülsün.

– Bölgesel konularda Suriye, BM Güvenlik Konseyi 2554 sürecini görüşme imkanımız oldu. Bir de Irak, Filistin, Yemen, bu konuları aramızda görüşme durumu oldu. İslam İşbirliği Teşkilatı liderler zirvesi ülkemizde yapılacak. Bununla ilgili çalışmaları hem aramızda görüştük, daha sonra havalimanında da İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri ile konuyu ele alma fırsatımız oldu. Tabi bir de Körfez İşbirliği Konseyi ile ilgili Türkiye ilişkilerini bir değerlendirelim istedik. Bu konuda da, desteklerini kendilerine hatırlatmış olduk.

– Suudi Arabistan öncülüğündeki İslam İttifakı ile amaçlanan tam olarak nedir? Bu ittifak hangi ülkeleri kapsıyor? 

– İslam İttifakı, esasen terörle mücadeleyi hedefliyor. Bunun tabii ki çeşitli boyutları var. Güvenlik, istihbarat boyutu, askeri boyutu var. Dini kavramların istismarının engellenmesi, İslamofobiye karşı dayanışma içinde olma boyutu var. Yapılacak çalışmalar neticesinde, ittifakın altyapısı da neleri kapsayacağı da netleşecek. Ama sayı olarak şu an itibarıyla 37 ülkeyi kapsıyor. Bu tabi çok çok önemli bir sayı. Şimdi 37 ülke ile başlaması demek, 37’de kalması anlamına değil. Bu sayı daha da artacaktır. Bu çalışma, şu an itibarıyla 37 ülkenin katılımıyla, Riyad merkezli olarak sürdürülecek. Temennim odur ki burada sekreterya da başarılı bir görev ifa eder, icra ederse, buradan çok isabetli neticeler alınabilir. Her ülke buraya hangi hizmetle, neye katkılarda bulunacak, bunların hepsini göreceğiz. Bunlar netleştiği zaman açıklanacak.

– Irak, Suriye gibi ülkeler de bu ittifakta yer alacak mı? 

-İttifak, dediğim gibi esasen terörle müdadeleyi hedefliyor. Dolayısıyla, ittifakın mezhebi bir yanı söz konusu değil. Nasıl ki İslam İşbirliği Teşkilatı içerisinde Sünni de var, Şii de var. Hepsi içinde… İşbirliği Teşkilatı kurulduğu zaman böyle bir sıkıntı da söz konusu değildi. Bazı ülkelerdeki mezhepçi yaklaşımlar, daha sonra ortaya çıktı. Bu tür yaklaşımların ne tür sıkıntılara yol açtığı, halihazırda Irak’ta, Suriye’de, İran’da görülebiliyor. Bakın Irak’ta 14-15 ay önce, Başika ile alakalı olarak en ufak bir ters tutum yoktu. Ama Rusya ile aramızdaki bir sıkıntı yaşanınca, bir bakıyorsunuz bazı kesimler hemen tahrik eğilimine girebiliyor. Halbuki bu olaylar öncesinde Rusya Türkiye’ye, “Siz de İran, Rusya, Irak, ve Suriye ile birlikte Bağdat ofisinde yer alın” demiştir. Ben de, meşruiyeti olmayan bir ülkenin bulunduğu yerde bulunmayacağımızı söylemiştim. Çünkü, Suriye’nin yönetimi bizim için gayrımeşrudur. O yönetimin olduğu yerde, biz Türkiye olarak olmayız. Bunu söyledim. Ama onlar, 4’lü olarak şu anda Suriye’de bu çalışmayı yapıyorlar. Burada birşey çok çok önemli. Mesela, bize şu anda Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’ne gitmesi, arkasından Irak’ın BM Güvenlik Konseyi’ne gitmesi, ikisinde de “ret” almış olmaları tabii ki önemli. Ama mesela İbadi’nin yaptığı açıklamalar var. Sayın Davutoğlu ile yaptıkları görüşmede, “Buradan askerinizi çekin” demiş.. Tabi, Ahmet Bey de gerekeni söylemiş. Irak Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarına da cevaben “Siz önce oradan DAEŞ’i temizleyin” demiş. Onun daha ötesine geçmek lazım. Nedir o? Şu anda siz Kandil’i terörden temizlediniz mi? Kandil’de halen PKK  duruyor. Biz daha önceki dönemde, yani Maliki v.s. onlarla yaptığım görüşmelerde ben hep Kandil’i söylemişimdir. “Ne zaman burayı temizleyeceksiniz” diye sormuşumdur. “Bizim ona gücümüz yetmiyor” demiştir. Şimdi vereceği cevap yine aynıdır. Başhika’ya biz davet alarak gittik. Orada ne var? 650-700 eğitimci asker var. Aslında bunu onlar da biliyor. Ama bazı kesimler işi farklı yerlere çekmek suretiyle yeni bir oluşum meydana getirme gayreti içindeler. Bunu Sayın Obama ile de konuştum; telefon görüşmemde kendisine anlattım.

-YPG’nin Fırat’ın batısına geçtiği yönünde iddialar var. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Ben ilgili arkadaşlarımdan, YPG’nin öyle Fırat’ın Batısına geçme durumu olduğuna dair bir bilgi almış değilim. Böyle birşey varsa gereği yapılır diye de bunu aramızda konuştuk. Bizim şu anda tabi ilk etapta, orada Cerablus hedefimiz vardı. Neydi o? DAEŞ’ten orayı temizlemekti. Alzas olayı bizim için risktir. Oraya YPG’nin gelmesini izlemek bu kabul edilir birşey değildir. Bunun görüşmesini yapacağız, o zaman tamamiyle bizim güneyimizde, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt bantı oluşur ki, buna “evet” demek mümkün değildir. Bir de orada malum bu Teşrin Barajı var. Yani, barajla alakalı olarak, ABD de orayı özellikle DAEŞ’ten korumak için bir adım attığını söyledi. Yani, YPG’yi orada eğer kara gücü olarak kullandığını mı anlatmak istiyor, onu bilemiyorum. Ama biz kendilerine şunu söyledik. Yani, orayla aynen diğer yerlerde yaptığımız, Mare, Hercele hattındaki işbirliğimiz neyse, oralarda da aynı işbirliği rahatlıkla yapılabilir. Bunu tabi kendilerine söyledik.

-Yeni Anayasa konusunda Başbakan Davutoğlu’nun Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşme, bu çerçevede başkanlık sistemi konusundaki yaklaşımlar hakkında ne diyorsunuz?

-Yeni anayasa konusunun  ele alınması, zaten iktidar partisinin de hedefleri arasındaydı. Bunun içindir ki hemen ziyaretlerine başladı. Ana muhalefet partisini ziyaret ettiler. Sonra MHP’yi ziyaret söz konusu. Ziyaretlerden sonra aslında işi ciddi manada değerlendirmekte fayda var. Fakat, şunu açıkça söyleyebilirim. Şu anda yeni anayasanın toplumsal bir mutabakata dayalı olması bu işin en önemli bana göre başlığıdır. Toplumsal mutabakata dayalı olması da, şüphesiz ki bu partilerin buraya katacakları bir güçle mümkündür. Eğer bu sağlanıyorsa, artık toplumun büyük bir kısmını, “Ben anayasamı yaptım” diyeceği bir zemin oluşacaktır. Dolayısıyla bir darbe mantığının ortaya çıkardığı bir anayasa devri kapanacak, toplumun büyük bir kısmının üzerinde mutabakat sağladığı bir anayasa oluşacaktır. Tabi, burada şu anda yani parlamenter, güçlendirilmiş parlamenter demokrasi gibi şeyler bunlar bizim ülkede pek tutmadı. Yani, böyle birşey söyleniyorsa bunun içinde ne var, hepsini görmek lazım. Ama Türkiye’nin ihtiyacının olduğu birşey var. Nedir o? Yani, kendimizi hiç zorlamaya gerek yok. Yani, dünyada şu anda gelişmiş ülkeler baktığımız zaman, gelişmiş ülkeler acaba hangi sistemle, hangi idari sistemle yönetiliyor bunu bir masaya yatırmak lazım. Ha burada da başkanlık sistemini görüyoruz. Yarı başkanlık sistemini görüyoruz. Veyahut da partili cumhurbaşkanlığı sistemini görüyoruz. Eğer bu başarılırsa, ben inanıyorum ki Türkiye çok daha iyi bir noktaya gelir. Bu sistemlerde denetim mekanizmalarının olmadığı ya da çalışmayacağı yönündeki iddiaların, hepsi yalan. Tam aksine bu sistemlerde denetim mekanizması çok daha güçlüdür. Bu adım atılırsa çok isabetli olacaktır. Bu, halktan kaçırılacak bir adım da değildir. Halkın tam içinde olacağı bir adımdır.
Diğer bir konuya gelince, ki bu çok çok önemli. Türkiye, yani benim Başbakanlık dönemim de dahil maalesef biz TBMM’de iç tüzüğü değiştiremedik. Bu iç tüzük olayı, adeta bizim parlamento çalışmalarını kilitleyen bir sistemdir. Şu andaki iç tüzük muhalefete özellikle hakkı olmayanı hak olarak veren bir iç tüzüktür. Yani, yasama organını kilitlemek istiyorsanız bu iç tüzük size yeter. Başka birşeye hiç gerek yok. Bu iç tüzükle de yasama organı kilitleniyor. Siz çıkarmanız gereken yasaları çıkaramıyorsunuz. Bunun da ötesinde, maalesef parlamentoya yakışmayan birçok şeyi biz bu parlamentonun içinde görebiliyoruz. Onun için de süratle eğer bu iç tüzük ele alınır, çıkarılırsa, ben inanıyorum ki yasama organımız çok daha seri çalışacaktır. Yani öyle bir günü sadece yani önergelerle geçir, akşam neredeyse Meclis kapanacak, bir maddeye gir ve uzat v.s. böyle şey olmaz. Bunlar çok gayri ciddi şeyler. Daha da gayri ciddisi, bakıyorsunuz bir başkanvekili oturum yönetiyor, oradan birisi kalkıp Cizre’deki sokağa çıkma yasağını soruyor, Sayın Başbakan’dan cevap beklediğini söylüyor. Oturumu yöneten Meclis Başkanvekili oturumu kapatıp Başbakanla irtibat kurup bilgi alıyor, sonra Meclis’e cevap veriyor. Sonra bir başkası Nusaybin’i soruyor. Onun için de oturum duruyor. Böyle bir Meclis çalışması olmaz. Bir defa yasama organının başındaki kişinin böyle bir görevi yok. Sen orada genel kurulu yönetiyorsun. Ama senin öyle bir görevin yok. Sen bu tür olaylardan dolayı oturumu kapatıp cevap alıp aktaramazsın. Çünkü, onlar yrütmenin görevidir. Yasama organının görevi değildir. Bu tür sorular yazılı olarak bildirilir, ilgili bakanlar cevabını verir.

– Paralel yapıyla mücadele çerçevesinde Gülen’in ABD’den Türkiye’ye iadesi konusunda herhangi bir gelişme söz konusu mu?

Dosyalar art arda açılıyor. Interpolle ilgili konular da gelişiyor. Akabinde yargı, oradan deport edilmesi ya da Türkiye’ye iadesi gibi taleplerde bulunabilecektir. Bu süreci de orada izleyeceğiz. Tabi, Pensilvanya’da bu işin başında olan zattan ibaret değil hadise. Biliyorsunuz şu anda neredeyse 100’ü aştı kaçanlar. Bu yargı sürecinde bunlarla ilgili de verilen, verilecek kararlar olacaktır. Onların yakalanmaları, ülkemize iadelerinin sağlanması gerekecek.

– HDP Eş Başkanlarının anayasal suç niteliğinde açıklamaları var. Parti kapatmalar eskide kaldı ama yenilir yutulur olmayan beyanlar için değerlendirmeniz nedir?

–    İki eş başkanın yaptığı açıklamalar kesinlikle anayasa suçudur. Haklarında cumhuriyet başsavcılıklarının başlattıkları süreçler var. Bu konuların takip edilmesinin gereğine inanıyorum. Parti kapatma olayı düşünülmemeli, gündeme dahi gelmemeli. Ama suçu irtikap eden milletvekili, belediye başkanı veya başkaları olabilir. Bunlar bunun bedelini ödemek durumundadır. Diyarbakır ve Ankara Başsavcılıklarının başlattığı soruşturmaları da bu çerçevede değerlendirmek lazım. Dokunulmazlıklarının kaldırılması suretiyle başlayacak süreç, inanıyorum ki terörle mücadele açısından ülkemizdeki havayı da olumlu yönde etkileyecektir. Ülkeyi parçalayıp bölmeye yönelik mesajları kabul etmemiz mümkün değil. Devlet içinde devleti kabul etmemiz asla mümkün değil. Bunlara karşı gerekli cevabın verilmesi, müeyyide uygulanması, yargı mekanizmasının devreye girmesi suretiyle atılması gereken adımlar var. Şu anda Meclis’te 160’ı aşkın dosyaları var bunların. Bu dosyalar gözden geçirildiği zaman neyi kapsıyor, masaya yatırılacak ve ona göre adım atılacaktır.

-2016 yeni yıl mesajınızda, etkisiz hale getirilen terörist sayısını 3 bin küsur olarak belirtmişsiniz. Bazı kesimler ise 90’lara dönme tezviratı da dahil olmak üzere farklı propaganda peşinde. Bu konuda bir değerlendirme yapmak ister misiniz?

– Gerek asker, gerek polis, gerekse geçici köy korucuları çok ciddi mücadele veriyorlar. Arazi koşullarını ele aldığımız zaman verilen mücadele, sıradan bir mücadele değil. Mesela Sur, manevra kabiliyetinizin çok rahat olduğu bir yer değil. Dar sokakların olduğu, terör örgütü mensuplarının ise belli yerlere gizlendikleri… Askerimiz, polisimiz orada kendilerini de koruyarak temkinli bir mücadele vermek durumunda. Ama gereken adımlar atılıyor. Şu anda bütün güvenlik güçlerimizin özgüveni artmış vaziyette. Alan hakimiyeti güvenlik güçlerimizde. İnşallah beklediğimiz netice alınacak; ülkemiz huzura, refaha, mutluluğa kavuşturulacak. Terörle mücadelede mükemmel bir koordinasyon var. Askerimiz, polisimiz, geçici köy korucularımız çok iyi bir diyalog içindeler. Hepsi dayanışma içerisinde bu çalışmayı sürdürüyor.

-İsrail’le ilişkilerin normalleşmesi için 3 şart var. Özür, tazminat, Gazze’ye ablukanın kaldırılması. Gazze ile ilgili adım atılmadan İsrail’le anlaşma mümkün mü?

–    İsrail’le normalleşme sürecine bizim nasıl baktığımız, bu konudaki şartlarımız bellidir: Özür, tazminat ve ambargonun kaldırılması. Mesela şu anda Gazze’de enerji sıkıntısı var. Buraya enerji takviyesi verecek bir gemiyi limana yanaştırmamız lazım. Ordan enerji sıkıntısını giderelim. Bir diğer konu su sıkıntısı var. Bunu gidermemiz lazım. Ambargo noktasında dediler ki “Biz, Türkiye üzerinden kaldırırız. Türkiye üzerinden mallar, inşaat malzemeleri girebilir” dediler. Arkadaşlarımıza şunu söyledim. Yazılı metni görmeden benim şu anda bir şey söylemem mümkün değil. Yazılı metni göreceğiz ki bu iş sağa sola sapmasın. Bu hususta önem verdiğimiz bir başka husus da Mescid-i Aksa’ya yönelik ihlallerin son bulmasıdır.

-İsrail ile Türkiye’nin anlaşmalarının her iki ülkenin de yararına olacağı yönünde değerlendirmelere ne diyorsunuz? 

– Bütün mesele olaya adil yaklaşım sergilenmesi. Adil yaklaşım nedir? Bahsettiğimiz şartların yerine getirilmesidir. İsrail, bölgede Türkiye gibi bir ülkeye muhtaçtır. Bizim de İsrail’e ihtiyacımızın olduğunu kabul etmemiz lazım. Bu, bölgenin bir gerçeğidir. Bunları görmemiz lazım. Biz karşılıklı samimiyet çerçevesinde bu adımları atmayı başarabilirsek, normalleşme beraberinde gelir. Biz Filistin’deki kardeşlerimizi gözetmek durumundayız. Oradaki okullar, hastaneler… Elektrik yok, su yok. Bu sorunlar bağırıp çağırmakla çözülmüyor. Haftalar aylar geçiyor. Bu insanlar elektriksiz. Günde 5-6 saat elektrik. Böyle olur mu? Su, hakeza öyle. Orada bir hastaneyi bitirmek üzereyiz. Bu hastane normal şartlar olsaydı çoktan bitmişti. O nedenledir ki biz, “Görüşmelerimizi sürdürelim” diyoruz. Yeter ki burada böyle bir neticeyi elde edelim ve normalleşme ile ilgili adımı atalım.

– İsrail, Türk mallarına ambargo uygulamayacaksa, elektrik için bir geminin gitmesi söz konusu olur mu?

– Arkadaşların verdiği sinyalde belki de en kolayı o. Oraya bir gemi yanaşacak. Ve o gemi onların merkezi sistemine elektrik verecek. Onların şu anda merkezi sistemi de felç. Onu da süratle yenileyeceğiz.

– Türkiye’ye yönelik yaptırımlar sonrasında Rusya’da bir domates 6 liraya fırlamış durumda. Yaptırımlar onları mı köşeye sıkıştıracak?

– Büyüklerimizin güzel bir sözü var. Niyet hayır, akıbet hayır. Bizim niyetimiz hayır. Biz kimseye zulmetmedik. Ben, bizim kaybettiğimize inanmıyorum. Bir yerden kapı kapanır, bir başka yerden kapı açılır. Biz bunları 12-13 yıllık süreçte çok yaşadık. Bizim girişimcilerimiz çok farklı insanlar. Dünyanın farklı yerlerine dalar, oradan bir çok işler çıkarır, önümüz açılır. Ekonomi Bakanımız Mustafa Elitaş, iş adamlarımızla dünyayı fellik fellik dolaşacak. İnşallah farklı yerlerde kapılar açılacaktır. Ancak biz Türkiye ile Rusya arasındaki güzel ilişkileri bozacak adımlar atılmasının, Rusya için bir diplomatik hata olduğunu düşünüyoruz.

-13 yıllık Başbakanlığınız döneminde, müttefiklerinizle karşı karşıya gelme pahasına İran’a sahip çıktınız. Bugün gelinen noktada İran’ın Türkiye’ye karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hayal kırıklığı yaşıyor musunuz?

-İran, nükleer enerjisi meselesinde dünyada yalnız kaldığı zaman biz Türkiye olarak bizim neler yaptığımızı herkes biliyor. Sayın Obama beni telefonla aradı. Tahran Anlaşması meselesinde bizden ricada bulundu. Biz dedik ki “Sayın Lula (o tarihteki Brezilya Devlet Başkanı) ile biz kararımızı verdik. Sizler bir çerçeve çizmiştiniz. Bizler o çerçeve etrafında Tahran Anlaşması’nı yaptık.” O zaman Ahmet Bey’in (Davutoğlu) Dışişleri Bakanı olduğu dönemdi. Brezilya ile ikimiz bu işi sahiplendik. Sn Ahmedi Necad’la da o dönem benim pek çok görüşmelerim olmuştur. O dönemde İran’ın yanında yer almak suretiyle adeta onların yalnızlığını ortadan kaldırdık. Ama daha sonra ne oldu? Şu anda nükleer ile ilgili Batı ile masaya oturdular, belli bir noktaya geldiler. Bu gerçeklecek mi, gerçekleşmeyecek mi ayrı bir konu. Ancak şu anda İran’ın, Irak’taki, Suriye’deki, Yemen’deki mezhepçi yaklaşımlarını elbette doğru bulmuyoruz. Ben İranlılara hep şunu söylemişimdir: “Ne Sünni ne de Şii. İslami, İslami. Olaya böyle bakmak lazım.” Biz, hiçbir zaman olaya Sünnilik, Şiilik diye bakmadık; mezhepçi bir yaklaşım içinde olmadık.

– Sayın Kılıçdaroğlu bir basın toplantısında, “Türkiye dış politikasını değiştirmelidir. Çünkü dış politikası mezhep odaklıdır” dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Sn Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamalarını kabul etmek mümkün değil. Sn Kılıçdaroğlu’nun dış politika anlayışı diye bir anlayışı söz konusu değil. Bunların bu şekilde yaptığı bir çalışma da yok. Eğer mezhebi olarak bir yaklaşımdan bahsediyorsa, o olsa olsa, kendisinin aynaya bakışıdır. Kılıçdaroğlu’na şunu söylemek lazım. Bu denli bölgede olaylar var. Rusya geliyor, Türkiye’ye karşı bir tavır alıyor. Suriye’de bir yerleşim gerçekleştiriyor. Siz kalkıp hükümetin, kendi ülkenizin yanında yer almıyorsunuz. Öyle mesajlar veriyorsunuz ki adeta Rusya’nın, Suriye’nin yanında yer alıyorsunuz. Zaten son seçim kampanyasında da Suriye’den yana açıklamalar yapmadı mı? Yaptı. Kendi ülkesine düşman olana, bunlar dost oluyor. İşte kendi içlerinden bir milletvekilinin yaptığı açıklamalar ortada. Ne diyor? “İran’la Türkiye savaşsa ben, İran’ın yanında yer alırım” diyor. Kılıçdaroğlu ne diyor? “Ben, milletvekilimi yedirmem” diyor. Bu kadar açık, net. Daha söyleyecek bir şey yok.

-Türkiye-ABD ilişkilerinde bölgesel bazda bazı görüş ayrılıkları mevcut. Bunların giderilmesi veya azaltılması noktasında bir durum var mı? Başkan Yardımcısı Biden Türkiye’ye geliyor. Baharda da siz bir ABD ziyareti planlıyorsunuz…

– ABD ile zaman zaman olaylara bakışta farklılıklarımız olmuştur. Ama hiçbir zaman biz ABD ile dış politikada birbirimize zıt bir kopuş yaşamadık. Şu anda da mesela yine aynı şekilde. Sn Obama beni arar, ben kendisini ararım. 24 saat geçmeden birbirimize ulaşırız. Aramızda güvenli hattımız vardır ve güvenli hattan görüşmelerimizi yaparız. Bir şeyi özellikle vurgulamam lazım. Mesela ben 31 Mart gibi Nükleer Güvenlik Zirvesi için ABD’ye gideceğim. Mart sonunda orada olacağız. Obama müsait olursa o vesileyle Maryland’deki külliyemizi de beraber açabiliriz. Kendisine daha önce teklifimizi yaptım. Gelebilirse beraber açarız. Gelmezse biz o seyahat vesilesi ile gidip külliyemizi açacağız. Tarihe bırakacağımız en büyük mirasımız olacaktır. Gelecek nesiller de orayı gördüğü zaman bizi hayırla yadedecektir diye düşünüyorum.

– ABD demişken Trumph kendi partisindeki yarışta öne geçti. Ne diyorsunuz?

– Onun kendi partisi içinde öne geçmesi kazanacağı anlamına gelmez. Şu anda önemli olan Demokratların halk nezdindeki durumudur. Bu önemli. Peki Cumhuriyetçilerin halk nezdindeki durumu nedir? Bu da önemli. Ama benim burada Bayan Hillary ile ilgili Donald Trumph’la ilgili bir şey söylemem doğru olmaz. Biz şuna inanırız. ABD’de ister Demokrat olsun ister Cumhuriyetçi olsun kim iktidar olursa olsun, biz onların hepsi ile bugüne kadar uyum içinde olduk. Bush geldi Bush’la uyum içinde olduk. İki dönem gayet iyi ilişkilerimiz oldu. Sn Obama ile de ilişkilerimiz iyidir. Gönül istiyor ki biz ABD ile niye buralarda kalalım, daha ileri aşamalara birlikte gidebilmeliyiz.

Kaynak : Haber7

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKKA